13 Ekim 2010 Çarşamba

ŞİLİ'Lİ OLMAK VARMIŞ
















ŞİLİ’deki madencilerin 69 gün süren esaretlerinden sonra başarılı bir şekilde kurtarılmalarını dün geceden beri tüm dünya ile beraber izliyoruz. Şili devlet başkanıda eşi ile beraber saatlerdir orada ve bu durumun haklı gururunu yaşıyor olmalı

oysa ki BİZ...sadece İZLİYORUZ.

Şili'deki olay madenciligin çok gelistiğinin ve Ülkemizin acizliğinin bir göstergesidir. Teknolojik anlamda ahkam kesebilecek bir bilgiye sahip değilim; şimdiye kadar herkesin tek tek sağ çıkarılmış olması ile Madencilkte son noktayı bize gösterdiler.

Gelelim Türkiye'ye ZONGULDAK Karadon maden ocağında 17 Mayıs 2010'daki patlamanın ardından (5 ay geçmesine rağmen) 30 işçimiz hayatını kaybetti ve madencilerimizden Engin Düzcük ve Dursun Kartal'ın cesedlerini dahi enkazdan çikarmaktan aciz bir ulkede yaşiyoruz,

ne diyelim hükümetimizden öğrendik KADERİMİZ buymuş.


Bu yazımı 2 saat once yazmıştım ki Dipnot.tv'nin sitesinde Ömer Dinçer'in bir yorumunu okudum; Dinçer Şili'nin bu başarısı için şu yorumu yapmış ''BİZDE OLSA 3 GÜNDE ÇIKARIRDIK''. Pardon da adama sormazlar mı ''Neyi çıkarıyordunuz'' diye...

ÖMER DİNÇER KİM Mİ?
TC.nin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, üstelik 17 mayıs 2010'daki Zonguldak Grizu patlamasındaki başarısızlığa ortak olan en büyük isimlerden.

yazıyı okumak için tıklayınız

1 Ekim 2010 Cuma

Engellilerin yaşamını kolaylaştıranlar - Eczacıbaşı

Zehra Eliçin'in ''Avrupa’lı Engellilerin Mücadelesi'' isimli yazısını okurken, sağ köşede Vitra'nın reklamını gördüm, yazının linkini aşağıya kopyalayacağım.

Ilk kopyalayacagım link ise Eczacıbaşı (Vitra) firmasının, Yaşamı Kolaylaştıran Banyolar ismiyle tasarlamış oldugu, biz engellilerin hayatını herkes gibi yaşayabilmesine olanak saglayan urunler.

sitenin adresine tıklayıp görebilirsiniz

Zehra Eliçin'in yazısını okumak için tıklayınız

27 Eylül 2010 Pazartesi

Mesele Ezel'de Ramiz Dayı'nın ölmesi değil...

EZEL dizisi'nin 36.bölümünde (sanırım) Ramiz Dayı karakteri'nin, sekiz karakteri tarafından bıçaklanması sonrası, internet ortamında oluşan Ramiz dayının ölmesine üzülenlere karşın, bir başka grup 1.nci sezon sonunda Ramiz Dayının 6 ay sonra ibaresi ile tekerlekli sandalyede oturmasını hatırlattı ve bunun üzerine oluşan yeni durum;

''YEĞEENN MESELE RAMİZ DAYI'NIN ÖLMESİ DEĞİL, MESELE TEKERLEKLİ SANDALYE İLE YAŞAYABİLMESİ''Ömür Kınay.

26 Eylül 2010 Pazar

Engelleyenler ve Engellenenler

Türkiye'de biz ENGELLENENLER'in gidebilecegi yerler malumunuz kısıtlı, büyükşehirlerde yaşıyorsanız biraz daha şanslısınızdır; tabi gidilebilecek tek alternatif var nefret ettiğim ama mecburiyetten gitmek zorunda kaldığım alışveriş merkezleri, buralarda iyi kötü rampalar, engelli park yeri ve standart altı engelli tuvaletleri bulabilirsiniz ehh kötünün iyisi.

Tabi bu alışveriş merkezlerinde birşey daha var siz ENGELLEYENLER, anlamak mümkün değil zaten benim yaşam alanım kısıtlanmış, toplu taşıma araçlarını kullanamıyorum... (15 milyonluk Istanbul'da 17 adet engelli otobusü olduğunu okudum) seçeneklerim arasında AVM'lere gidebilmek var.

Alışveriş merkezinde yürüyen merdivenler var siz sayın TEMBEL ENGELLEYENLER için. Bu yürüyen merdivenleri kullanmak yerine asansör önlerinde uzun uzun beklemeyi yürümeye tercih eden sizler (bence sizlere de bir tekerlekli sandalye verelim, yürümeye ayağına üşenenlere), bir de utanmadan asansörden çıkanı beklemeden, benim üzerimden uzun atlama yapıp benden önce asansör kullanma hakkımı elimden alanlar;

YETER ARTIK BİR ASANSÖR KULLANMA HAKKIMIZ VAR ONU DA ELİMİZDEN ALMAYIN.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

İngiltere'deki Posta Kutuları

Queen Victoria'nın şifre halindeki yazı ile isminin bulunduğu arması.(1837)



As Victoria could not succeed to the throne of Hanover, the royal arms since 1837 have no longer carried Hanoverian symbols but just four quarters representing England, Scotland and Ireland. Victoria's arms have been borne by all of her successors on the throne, including the present Queen.














King Edward VII'nin şifre halindeki yazı ile isminin bulunduğu arması. (1902)





Edward VII (Albert Edward; 9 November 1841 – 6 May 1910) was King of the United Kingdom and the British Dominions and Emperor of India from 22 January 1901 until his death on 6 May 1910. He was the first British monarch of the House of Saxe-Coburg and Gotha, which was renamed the House of Windsor by his son, George V.

Predecesor: Oueen Victoria.

King George V'in şifre halindeki yazı ile isminin bulunduğu arması. (1911)




George V (George Frederick Ernest Albert; 3 June 1865 – 20 January 1936) was King of the United Kingdom and the British Dominions, and Emperor of India, from 6 May 1910 through the First World War (1914–1918) until his death in 1936. George was the first British monarch of the House of Windsor, which he created from the British branch of the German House of Saxe-Coburg and Gotha.

Precessor: Edward VII

24 Temmuz 2010 Cumartesi

EMPATİ - animasyon filmim








SİNOPSİS / SYNOPSIS - 2009
Türkiye’de metropol’de yaşayan engelsiz Rümö’nün, engellilerin dünyasında iş görüşmesine giderken yaşadıkları.
This short film tells the story of what able bodied Rumo, who lives in a latge metropolis in Turkey, experiences in a world of disabled people on his way to a job interview.






KÜNYE:

Yazan&Yöneten: / Written and Directed by: Ömür KINAY

Yapım: / Production: Ömür KINAY

Animasyon / Animated by: Gökçe ERVERDİ - Can SÖYLEMEZ

Müzik / Music produced by: Ceza ( Engeller) *bu projeye özel Ceza ”Engeller” isimli parça yapmıştır.

Seslendirme / Voice over artist: Okan BAYÜLGEN

Çeviri / Translated by: J.Deniz Tonka ELTON - Gül ÖNDEREN

Kurgu / Editing: C.Can SÖYLEMEZ - Ahmet BİKİÇ

Afiş ilüstrasyon / Poster illustrated by: Gökçe ERVERDİ - Can SÖYLEMEZ

Afiş&Dvd tasarım / Poster&Dvd design by: Berk ERKER

TEŞEKKÜRLER / Thanks to

İ.K.Ü.Mütevelli Heyet Başkanı İnş.Yük.Müh.Fahamettin AKINGÜÇ

Prof. Dr. Nükhet GÜZ

Prof. Dr. Simten GÜNDEŞ

Doç. Dr. Selçuk HÜNERLİ(Danışman hocam)

Doç. Dr. Bülent KÜÇÜKERDOĞAN

Öğr. Gör. Şafak Taner TAVKUL

Öğr. Gör. Mehmet Naci DEDEAL

Öğr. Gör. Hakan İŞÖZEN

Öğr. Gör. Salih KALAFATOĞLU
—————————————–

Cansel ELÇİN (Kiproko Film)
Sühan CEBECİ (Ceza - Menejer)
Hakan TAŞKIRAN
Eray Dinç
Togay BERKMEN

AMAÇ:

İzleyeceğiniz “Animasyon” filmi, evrensel bir sorun olan ama etkili sonuçlar elde edilemeyen ve özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde engellilerin yaşam hakkının zorluklarına yönelik bir eleştiri niteliğindedir.

Yapılan araştırmalara göre (2007) yaklaşık 8,5 milyon engelli var ülkemizde.
Yine ülkemizde engelliler düşünülerek altyapısı hazırlanmış tek bir bölge, mahalle, pilot bölge bile yoktur.

Anayasa’nın 50. Maddesi’nde açıkça belirtildiği gibi “kimse yaşına, cinsiyetine, gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar”. Yine Anayasa’nın 61. Maddesi’nde “devlet harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir yaşam düzeyi sağlar. Devlet sakatların (yasada dahi engelliler sakat olarak anılmışlardır/Ö.K.) korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır”.

Türkiye, yukarıda da görüldüğü gibi, kendi anayasasında ve çeşitli uluslararası anlaşmalarda engellilerin haklarının korunmasına yönelik ilgili maddeleri kabul etmiş olmakla birlikte, gündelik hayatta mimariden, engelllerle bir arada yaşama kültürüne kadar uygulamada kolaylaştırıcı çalışmaları gerçekleştirememiştir.

Dolayısıyla sorun yasal engeller olmamasına karşın, engellilerle engelsizlerin bir arada üretken bir yaşamı paylaşamama ve bu konuda bir geleneği ve kültürü oluşturamama sorunu olarak belirmektedir. Engelliler nüfusun %12’sini oluşturmasına karşın, böyle bir kitle kapalı mekanlara, üretken olmayan ve değer yaratmayan hayatlara mahkum edilmiş durumdadır.
Ö.K.

22 Temmuz 2010 Perşembe

General Practitioner - Ingiltere'de hasta olmayın


Birleşik Krallık ve Irlanda Cumhuriyeti'nde kısaca gp diye adlandırılan pratisyen doktor. Bu ulkelerde yasıyorsanız ya da turist, ogrenci olarak geldiyseniz, hastalandıgınızda evinize en yakın gp'ye gitmek zorundasınız; kimi durumlarda bu aile doktoru diye de tanımlayabilecegimiz kisi evinize de gelebilir. O gerek gorurse sizi hastaneye sevk eder; gp'ye gorunmeden hastaneye gidebileceginiz tek durum acil durumlardır.

NHS: National Health Service Birleşik Krallığın sağlık servisi; hangi Ingiliz'e sorsanız BERBAT yanıtını alıyorsunuz ki benim fikrimde bu yönde.

iyi yanı tedavi, ambulans hizmetleri, laboratuvar tektıkleri ve ilaç bedava; ustelik yabancı uyruklu vatandaslara da.

ne diyelim GOD SAVE THE QUEEN

21 Mayıs 2010 Cuma

17 mayis 2010 Zonguldak grizu patlaması


17 Mayıs 2010 günü, Kara Elmas'ın ve emeğin yegane şehri Zonguldak'ta 30 değerimizi kaybettigimiz tarih, bir anne iki oğlunu birden şehit etmişti, bir ailede ise iki damat ve oğul şehit olmuştu, çoğu babaydı, biri 6 ay sonra baba olacaktı, birinin ise bir gece önce sözü vardı...Hele ilk iş gününde evine geri dönememek...

Tüm bunların üzerine Başbakan'ın açıklaması hiç yerinde olmadı ''GRİZU BU İŞİN KADERİDİR''


Zonguldak
yolundayız.

Dağların tepesinden,

Birdenbire denizi göreceğiz.

Denizi gökle bir göreceğiz,

Şimal rüzgârları gelecek uzaktan.

O yolcu, biz yolcu,

Şimal rüzgârlarıyla öpüşeceğiz.

Güneşli bir günde,

Masmavi göreceğiz Karadeniz'i.

Balkaya'dan Kapuz'a kadar,

Karış karış biliriz biz bu şehri;

Eki'nin çiçekli bahçeleri

Rıhtıma kömür taşıyan vagonlarıyla;

Paydos saatlerinde yollara dökülen

Soluk benizli insanlarıyla.

.................................................

«Siyah akar Zonguldağın deresi;
Yüzkarası değil, kömür karası;

Böyle kazanılır ekmek parası

Orhan Veli KANIK

2 Mayıs 2010 Pazar

Yazgülü Aldoğan'ın 1 MAYIS izlenimi


1Mayıs, işçinin öğrencinin bayramı!

Nihayet polisin işçileri dövmediği, küçük grupların cam kapı indirmediği, katılan insanların pekala heyecanlanıp eğlenebildiği bir 1 Mayıs kutladık! Oluyormuş demek. İzinler önceden verildi, önlemler alındı. Sendikalar güvenliği sağladı. Polis, uzak durdu. Alana giren yüz binler, sloganlarını attı, bayraklarını salladı, halay çekti, yürüdü, yoruldu, acıktı, mutlu oldu sonuçta. Tören bitip katılanlar kazasız belasız dağıldıktan sonra da herkes bir oh çekti! Günlük yaralı ve ölü kontenjanımızı sabah sabah Tunceli’den aldığımız karakol baskını haberiyle doldurmuştuk çünkü, daha fazlası fazla gelirdi!

32 yıl sonra tekrar Taksim Meydanı’nda, üstelik bu kez çatışma çıkmadan kutlamayı başardığımız 1 Mayıs törenine gelince. Dün yazdığımdan vazgeçmiş değilim, olmayan bir sendikalı işçi sınıfıyla nasıl işçi bayramı kutlayacağız? Nitekim dün meydana gelenlerin yarısı işçiyse, yarısı sivil toplum örgütüydü. Hadi adını koyalım, öğrenciydi, gençlerdi. Şişhane’den Tarlabaşı Bulvarı yoluyla Taksim’e gittim. Dolmabahçe tarafını, Harbiye tarafını, parkı dolaştım. İşte izlenimlerim;

İşçi değil öğrenci

Gençler: Disiplinli, örgütlü, donanımlı. Kırmızı bayrakları, flamaları, şapkaları, yelekleri tek tip. Partizan, Kaldıraç, Dev-Genç, ve daha neler neler. Hala İbrahim Kalpakkaya diye bağırıyorlar, hala Deniz, Ulaş, hala Che ve hatta Mao! Eskiye sadık bir gençlik! Başlarındaki ne yap derse yapıyorlar. Koş, koşuyorlar, otur, oturuyorlar.

Partiler: Gençlerden öğrenecekleri var. Çok azlar, çok yaşlılar, çok pili bitmişler. CHP, ÖDP ve küçüklerden bahsediyorum.

Kürtler: BDP bayrağı altında gelmişler. Halay çekmeye bayılıyorlar. Ağızlarından Apo, parmaklarından zafer işareti eksik olmuyor. Tipleri çok farklı. Kadını erkeği sert bakışlı. Yaşlılar yerel kıyafetli, beyaz tülbentli, altın dişli.

Yeşiller: Çok azlar ama şık yeşil bayrakları, çiçekten taçlar takmış kızlarıyla modacı gibiler!

Feministler; Morlar, siyahlar, travestiler, tam bir renklilik içindeler.

İşçiler:
Üç ayrı federasyonun işçileri üç ayrı telden çalıyor. DİSK’inkiler daha disiplinli. Türk-İş’in işçilerinin arbede çıkarıp başkanın kolunu kırması hoş olmadı. Polis karışmasın, güvenliği biz sağlarız derken kastettikleri, polis karışmasın, gerekirse biz döveriz anlamına mıydı? Ele güne karşı sakin kalıp sonra hesaplaşsalardı.

Medya: Habertürk’ten Yiğit Bulut, meydana takıma elbise kravatla gelip, halk açılımı adına kamera önünde kravatını çıkardıktan sonra meydana bir milyon kişinin geldiğini söyledi. Kendi kendini biraz daha gaza getirseydi pantolonu da çıkarır mıydı bilemiyorum!

Boşuna mı geldiler?

Polisler: Robokoplar: Uzaklarda beklediler. Kimseyi dövüp gözüne gaz sıkamadıkları için çok sıkıldılar. Boşuna giyindik, boşuna yorulduk havasındaydılar.

Siviller: Madem polis yeleği giyeceklerdi, niye sivildiler? İstiklal’de köşe başlarını tuttular ve herkesin merakını çektiler.

Sonuç: 1 Mayıs, işçi ve emek bayramıdır. İşçi sınıfının işsiz, örgütsüz ve küçük olduğu ülkemizde ola ola bir muhalif hareket olarak kutlandı. O da, şükredin, yaklaşık bir aydır hükümetin seçim yaklaşıyor bonus kontenjanından!

Betül Mardin'in Kadınlara Öğütleri

1. Her sabah spor yapacaksın. Günaşırı filan değil evladım. Her sabah.
2. Hep çalışacaksın. Üreteceksin. Beynin meşgul olacak, hep koşturman gereken işler olacak.
3. Günceli takip edeceksin. Haber izle, dergi, kitap, gazete oku. Gündemi yakala. Her konuda kendini update et. Yeni çıkan kitapları da bil, yeni açılan lokantaları da, bu sene moda olan renkleri de.
4. Evlilik ise şart değil, kafanı takma. Gerekli de değil. Hatta şöyle söyleyeyim: One problem less! (Bir problem eksik!)
5. Çocuk meselesine gelince... Ha işte, burada akan sular duruyor. Yapabiliyorsan yap. Birini bu kadar çok sevmek, onun sorumluluğunu taşımak sadece onu değil, seni de mutlu eder. Doğurmayacaksan, evlat edin. O zaman da senin çocuğun değişen bir şey yok. Evlat edinmeyeceksen de, manevi çocuğun olsun, birini okut, geleceğini şekillendirmesine yardımcı ol.
6. Günde bir kere et ye. Mutlaka her öğün sebze ve meyve ye. Kusura bakma, ben tatlı severim. Tatlıdan uzak dur diyemeyeceğim!
7. Ölümden sonra yaşamak istiyorsan, günlük tut. O küçük notlar, hem kendi hayatının tanıklığı, hem de yarına kalan bir bilgi kaynağı. Mesele benim babam, hiç üşünmeden 60 sene boyunca her gün Ece Ajanda'sına o gün olanları yazmış. Hâlâ açıp okuyorum ve çok faydalanıyorum.
8. Olumlu olacaksın.
9. Bazı şeyleri kabul edeceksin. Bütün kadınların seni sevmesine imkân yok! Demek ki bazı kadınlara dikkat edeceksin.
10. Erkeklere gelince, aynı anda birkaçını sevmeyeceksin. Ama onların böyle bir yeteneği olduğunu bileceksin!! !